Biliyorum bazen fazla fazla yaşıyoruz ömrümüzü. Nereye gittiğimizi bile anlamadan yol alıyoruz. Bir bakıyoruz ki aslında tahmin edemediğimiz bir çok şey olmuş ve yolun en başında karar diye aldığımız şeyler bohçamıza, bambaşka sonuçlara dönüşmüş. fark edemeyiz ki o zamanlar aslında tam olarak da böyle olması gerektiğini. Hayatımız ilerlerken önümüzde, karşımıza çıkan herneyse, onlarla şekillenecek düşüncelerimiz.
Bazen umulmadık bir anda gelen panik, bizi kimi durumlar için suçluluk durumuna düşürecek elbet. Zayıf yönlerimizi fark ettiğimiz anda olacak bunlar ve bir diğerimize daha da sıkıca sarılmamız gerektiğini öğreneceğiz o zaman. İçimizde yer eden mutluluk, kimi zaman gelen huzursuzlukla beraber yaşamak zorunda kalsa bile, birlikteliğin dengesini anlayışımız belirleyecek.
Kimbilir önümüzde ne gibi yollar olduğunu. Hem hangi insan ne zaman öğrenmiş ki geleceğinde tam olarak neler olduğunu? Soruyorum, kim çıkmış da hayatının ilk evresindeki planların hepsini tamamlayabilmiş, yahut en başta bu planları yapabilmiş? Kim, herkesin aynı anda kabul edebildiği bir hayat yaşayabilmiş?
Bilen biliyor aslında neler döndüğünü, yaşamın gerçek gizemi gizli değildir çünkü, görülebilir. İnsanın bir an kafasını kaldırıp bakması gerekir, ama bakamaz. Bakmaz. Çünkü işi vardır. Ya kendini sürekli çalışmak zorunda olduğu bir dünyaya kaptırmıştır, ya da beylik lafları etmesi gereken bir evren yaratmıştır kendine. Kendi huzuruna bulaşılmadıkça, başkalarının huzursuzluğu önemli değildir onlar için.
Bazıları bir adım ileri giderler, düşünmek adına.. Değiştirebilecekleri bir şeyler olduğunun farkındadırlar, heyecanlıdırlar bunu anladıkları için.. Ancak onlar farkında olmadan, göz önünde bulunma istemiyle suçlanacaklardır. Gerçekten değiştirebilecekler ise, sahnenin görünmeyen tarafına alınmaya çalışıldıklarını anlamayacaklardır. Onlar inanan insanlardır. Doğrunun tek ve bir olmadığına, düşünmeye, öğrenmeye, kendini değil, aslında kendinin de içinde olduğu alanı geliştirmeye inanan insanlar… Değiştirmeyi değil, düzeltmeyi hedefleyenler..
Elimde olmadan kızıyorum bazen, affetsinler, pek de acelesi olmayan lükslerimizin peşinden koşmak uğruna, bizi asıl ayakta tutabilecek şeyleri görmezden geliyoruz. Yahut onlar böyle olmamızı istiyorlar. Yani aramızdan, yani kendimizden çıkan bilirkişiler. Onlar; yani biz olmayanlar. Hiç anlamadığım bir kesim de, her şeyi gördüğü halde yine aynı yola sapanlar.. Çoğunu itiraf ederken gördüm, korkularını, endişelerini.. sokakta elini tutacak birini bulamamanın onlarda yarattığı çaresizliiği işittim.. bırak beni diye bağırıorlardı , sizin aynanıza bakmaktansa kaybolurum kendi döngümde…
Halbuki, yaşanılabilen dünya bir tanedir. Herkesin dünyasıdır bu da. İçinde belki bir kesim insanların cahil olarak adlandırdığı bazı insanların da mutlu olabildiği, yahut nice bilginlerin mükemmeli arama yolunda ızdırap çektiği bir dünyadır bu. O yüzden diyorum, bir yol diğerinden daha doğru değil, onu yaşanılır kılmayı bilmekte bütün mesele.







