Gazete Muhakeme

Hep beraber…doğru ile yanlışı ayırmak için

Dersimiz: İstihbarat

Posted by Tuğra Şahiner On Ekim - 24 - 2009

Ben Üniversiteleri çok severim, çünkü gençler (yani bizler) orada halen tam olarak beynimiz yıkanmadan, içimizden gelerek yaparız bazı şeyleri.

Araştıracaksak, sevdiğimiz bir konuysa hele, mükemmel çalışmalar koyabiliriz ortaya….

Yada bir arkadaş buluşması çok güzeldir daha birinci sınıfta, çünkü olağanüstü çıkarlar yoktur ortada, belki bir iki delikanlının bir iki güzel üzerinde sonu mutluluğa dayanan çıkarları söz konusu olabilir ama…daha fazlası yoktur asla o ortamda.

Ama ben Üniversiteleri en çok beklentilerin üzerine çıkabileceklerinden dolayı severim. Gençliğin içinde barındırdığı olağanüstülük sayesinde…tahmin edilenlerin dışında hareket eder bazen üniversiteler…

Tabii ki yoldan çıkartılmazlarsa.

istihbarat_oyunları2

Atatürk’ün Türkiyesinde hiç alışılmamış şekilde teroristlerin amansızca kol gezmesi, hergün gelen şehit haberlerine aldırış dahi etmemeye başladığımız bir ortamda birbirine nefret eden iki toplum yaratılmaya çalışılması, 70′li yıllarda sağ-sol diye yapılanların bu sefer farklı şekilde karşımıza çıkması, kardeşin kardeşe nefret tohumunu yeşertmesi, ordu siyasallaşmasın derken; terorle mücadele bölgesine siyasallaşmış yargının oturtulup binlercemizi şehit eden iki üç çapulsuzun “terörden pişman” diye göz göre göre salıverilmesi,

komik devlet, karaktersiz siyaset ve insanımızın ümitsizliğe bürünmesi.

Dışarı çıkmayı bırakın konuşmaya bile cesaret gösterememesi,  açlıktan ağzı kokarken kazandığı iki üç kuruş da elimden alınırsa diye ortaya konan haklı düşünce, susturulan veya ağzına borazan tutturulmuş bir kısım medya…

Bu hale gelmemeliydik… üzülüyorum, üzülüyoruz.

Farkındamısınız…birşeyler olağanlaştırılıyor…Eskiden konuşması bile zor olan coğu bölücü konu, katlarca fazlası konuşulmaya çalışıldığından artık normalmiş gibi geliyor…

Tıpkı bir atletin 100 metrede 7 saniye hedefleyip 9 saniye ile dünya rekorunu kolay görmesi yada bir öğrencinin üniversite sınavında tam yapmayı hedefleyip bir boşla istediği yere çok rahat girmesi gibi…

Benimsemeye başladık… yanlışı doğru gibi konuşur olduk, demokratiklik kisvesinde Türk’ü Kürdü katledenler şehirlerde kırmızı halılarla karşılanıyor…inanılmaz, fıkra gibi ama Apo’nun paşalığından bahsediliyor…

N’OLUYORUUUZ! Bizler değilmiyiz ailesinden birini mutlaka bu topraklar için şehit veren?!

Aşağıda okuyacaklarınız, Kayseri Erciyes Üniversitesinin 2007 Mart ayında yaptığı, internetten bulduğum eğitimden birkaç alıntıdır, eğitimin kendisi çok uzun olduğu için sizleri sıkmamak adına koyu puntolarla işaretlediğim kısımları size aktarıyorum.

Eminim ki günümüzde yaşanan olayalara bakış açınız, şayet daha önce bu yaklaşımla bakmayı hiç denememişseniz  son derece farklılaşacaktır:

“DESİNFORMASYON: Bir haberin önemini azaltarak veya anlamını kuvvetlendirerek, gerçek manasını ortadan kaldırma eylemidir. Düşmanı; DESİNFORMASYON yapanın, çıkarılmasını görmek istediği neticeler bulmasına yarayacak, yalan haberlerle beslemek suretiyle, yanıltmaya yönelik, özel operasyonların bir kolunu oluşturur.

DESİNFORMASYON’da esas; yetkili ve tarafsız kişiler arasında, içtenlikle bilgi alışverişi yapılmasıdır. Fakat bu kişiler arasındaki haberleşme zincirine sokulacak, bir budala (kullanıldığından haberi olmayan) veya bir kurnaz (DESİNFORMASYON gayretinde bilinçli olarak rol alan) kişiyi soktuğumuzda, bir haberin arzu edilen yönde, kolayca, gerçek manasından uzaklaştığını görmek, mümkün olabilecektir.

Acaba günümüzde fertlerin ve toplumların düşüncelerini etkilemek üzere kullanabilecek diğer teknikler nelerdir? Bunlar;

** 1. HARP HİLESİ: Düşmanı (hasmı), kesin sonuç alınacak (hamle yapılacak) noktada, savunmasız kalmasını sağlamak üzere uygulanan, her türlü taktik ve tekniktir.

** 2. İNTOKSİKASYON: Hedef topluma, zararlı veya başka anlamda zehirli fikirlerin aşılanması tekniğidir.

3. BEYAZ PROPAGANDA: Kaynağı belli olan, propagandadır.

4. KARA PROPAGANDA: Başka bir kaynaktan çıkıyormuş gibi gösterilmek suretiyle yapılan, propagandadır.

** 5. ENFLÜANS: Sızma Ajansları tarafından, değişik sistemlerle, kişi ve kitleleri etkilemektir.

HARP HİLESİ

Tarihin her döneminde, düşmanı, kesin sonuç alınacak yerde savunmasız bırakmak üzere uygulanmıştır.

Bilinen en eski harp hilelerinden birisi; Yunanlıların, askerlerini tahta bir atın içerisine saklayarak, geri çekiliyormuş süsü vermeleri ve içerisine, askerlerini gizledikleri tahta atın, Tanrı Athena’ya armağan olduğuna Truvalıları inandırarak, TRUVA şehrinin surlarının içine alınmasını sağlamaları ve nihayet, bu tahta atın içerisinden çıkan askerlerle, Yunanlıların TRUVA şehrini ele geçirmeleri olayıdır.

İNTOKSİKASYON

Hedef topluma zararlı veya başka anlamda zehirli fikirlerin aşılanması tekniği olarak tanımlanabilecek İNTOKSİKASYON; nitelikleri ve çalışma yöntemleri, müteakip bölümlerde izah edilecek olan, “İNTOKSİKASYON Ajansları” vasıtasıyla, doğrudan, hedef toplumun fertlerine veya istihbarat kanallarına; zararlı, yanlış ve zehirli bilgiler vermeye çalışır.

Stratejik seviyede ise; hasım ülkeye, siyasi veya askeri bakımdan, kaybetmesi için, gerekli şeyleri yutturmaya çalışır. STRATEJİK İNTOKSİKASYON’a, yakın tarihten verilecek, çok güzel örnekler mevcuttur. Bunlar;

1. HİTLER; STALİN’i, SSCB’nde komünizmi devirmek için, SOVYET Genelkurmay’ının ALMANYA ile işbirliği içerisinde olduğuna inandırarak, STALİN’in, SOVYET Ordusundaki subayların yarısını imha etmesine sebep olmuştur.

2. Müttefikler; II nci Dünya Savaşında, SİCİLYA’ya çıkarma yapmaya karar verirken, HİTLER’i, YUNANİSTAN’a taarruz edeceklerine, SİCİLYA’ya ise, bir gösteriş harekatı yapacaklarına inandırmak istiyorlardı. Bu amaçla, İSPANYA sahilleri açıklarına, ceplerinde istihbarat servislerini yanıltacak belgeler bulunan, bir İngiliz askerinin cesedini bırakmışlardır.

Netice son derece de müthişti ; ALMAN’lar, II nci Torpidobot birliklerini, SİCİLYA dışına gönderdiler ve Müttefikler, SİCİLYA’ya hemen hemen tek bir mermi atmadan, çıktılar.

ENFLÜANS

Sızma ajanları vasıtasıyla, değişik sistemlerle kişi ve kitleleri etkilemek amacını güden ENFLÜANS; zaman zaman, KARA PROPAGANDA ve İNTOKSİKASYON tekniklerini kullanmakla beraber, İNTOKSİKASYON ve KARA PROPAGANDA’dan çok daha etkilidir.

İNTOKSİKASYON ile ENFLÜANS arasına, kesin bir sınır koymak mümkün değildir. İNTOSİKASYON Ajanı; daha dar seviyede kişi ve gruplara, zehirli fikirleri aşılamaya çalışırken, ENFLÜANS Ajanları; daima, düşman bir ülkenin, sosyal hiyerarşisindeki, önemli mevkilerle (karar mekanizmaları ile) meşgul olurlar ve bununla beraber, Komünist veya batılı bir ülkenin istihbarat servislerinin idaresinde, hedef ülkenin; sosyal ve siyasi yaşamını, arzu edilen istikamette etkilerler.

.
.

Böyle önemli görevleri yerine getirecek olanlara; ENFLÜANS Ajanları, hedef ülke vatandaşı olan gazeteciler, yüksek seviyeli devlet memurları, ENFLÜANS Ajanlarını görevlendiren ülkenin vatandaşı olan, parti ve hedef ülke teşkilatlarının üyeleri, diplomatlar, milletvekilleri, politikacıları ve hedef ülkenin, gizli servis mensupları olabilir.

Bu şekilde angaje edilen kişilerin, en yaygın tarzda kullanıldıkları alan, DESİNFORMASYON’ dur.

ENFLÜANS Ajanları; yalnız olayların seyrini belli bir istikamette değiştirmek amacıyla değil, fakat daha genel anlamda, hasım toplumun istikrarını bozmak içinde, kışkırtıcılık yaparlar.

Bu yüzden, bir ENFLÜANS Ajanının faaliyetlerinin ilk etkilerinin, kendi ülkesinin yararına olup olmadığını bilmek önemli değildir. Yeter ki sonuçlar; hedef ülke için zararlı olsun. ENFLÜANS Ajanları; hedef ülkede, belli bir fikri oluşturmak ve toplumun huzurunu bozmak için, tahrip kalıbının saniyeli fitili fonksiyonunu yerine getirirler. Saniyeli fitil bir kez ateşlendikten sonra, hedef ülkedeki çeşitli düşünce grupları, ülkesine karşı samimi bir bağlılık içerisinde dahi olsa, bilinçsizce bu oyuna dahil olur. Yaratılan fikir tartışmaları ile ülkenin istikrarının bozulması senaryosunda, aktif bir tarzda yer alırlar.

Bu konuda FRANSA’da, Sovyet gizli sevisi KGB tarafından uygulanan, bir kampanya çok önemlidir. Bazı Fransız milliyetçilerinde, ABD düşmanlığı hisleri güçlendirilerek, bu kişilerin bilinçsizce eski SSCB lehine çalışmaları sağlanmıştır.

ENFLÜANS gayretlerinde uygulanabilecek üç model vardır. Bunlar:

1. LÖVYE METODU :

ENFLÜANS alanında; bir ülke, diğerine karşı doğrudan harekete geçmek yerine, kendisi ile ENFLÜANS’a tabi tutulacak hedef kitle arasına, aracı veya aracılar konulması metodudur. Bir kaldıracın sapının, uzadığı ölçüde, kaldırma gücünün arttığı dikkate alınırsa; ENFLÜANS operasyonlarında, aracı veya aracıların miktarı artarsa, ENFLÜANS’ın etkisi de artar.

Sovyetler bu konuda genellikle şu yöntemi uygulamışlardır. “Bir ülkeye el konulmak istenirse, orada barışçı bir parti kurulur, onu tanıtmak için çalışır ve savaştan yana olan başka bir parti kendi kendini gözden düşürür. Çünkü aklı başında olan çok az kişi, harbi istemeyi bir çözüm olarak kabul eder”

II nci Dünya savaşı öncesinde HİTLER; aynı metoda uygun olarak, FRANSA’da “BARIŞÇI” propagandayı sürdürürken, ALMANYA’da “ORDU SEVGİSİNİ ARTIRICI” yönde propaganda gayretleri yürütmüştür. Bu propagandanın etkisinde kalan FRANSIZ ebeveynler; çocuklarının eline, harp ile ilgili oyuncaklar vermezlerken, ALMAN çocukları ise gerek kıyafet, gerekse oyunları ile küçük yaşta askerliği ve harbi benimsemişlerdir. Sonuç ise son derece çarpıcı idi. “1939 YILINDA ALMANLAR FRANSAYI KOLAYCA İŞGAL ETTİLER.”

2. ÜÇGEN METODU:

Bu metodda; direkt olarak, hasım ülke ile mücadele edilmez, her şey, hasım tarafın olduğu, diğer ülkelerde yürütülür. Yine, bu metodda; genellikle, ne kendi ülkemizde, ne de hasım ülke topraklarında, doğrudan mücadele yürütülmez, mücadele; diğer bir sosyal ortamda yürütülür.

Bu metot üç elemanı gerektirir. Bunlar;

a. Biz

b. Hedef ülke yetkilileri

c. Hedef ülke vatandaşları (YANSITICI)

.
.

Çalışma metodumuz ise; üç safhalı bir harekat ve buna bağlı olarak, üç ana hedefe ulaşmayı amaçlayacaktır. Bu safhalarda;

(1) Sızma (ENFLÜANS) Ajanımızın faaliyetlerine karşı, halkı koruyabilecek, grupların bütünlüğünü bozacağız; bu amacı gerçekleştirmek üzere;

Bu grupları; bir yandan, içte ve dışta suçlayarak, bu grupların kişiliği zayıf mensuplarını, geçmişte kötülük yapmış olduklarını ve halende böyle olduklarına inandıracak, diğer taraftan, bu grupların; faydasız, parazit, hokkabaz ve yalancı olduklarını göstereceğiz.

Böylelikle, halkı koruyabilecek grupların, etkinliğini ortadan kaldıracak ve hasım ülke vatandaşlarını, savunmasız duruma düşürecek, çocuklarla, aileler; işçilerle, patronlar; erlerle, komutanlar arasında, uçurum oluşturmuş olacağız.

(2) Halka (itici) güce dayanarak, hasmın ve yetkililerinin küçük düşürülmesi amacını ise; ENFLÜANS ajanımızın, İYİ NİYET, İYİ DÜŞÜNCE ve DOĞRULUK sloganları ile savunmasız duruma getirilmiş hasım vatandaşlarına yönelteceği, propaganda gayretleri ile sağlayacağız.

Bu safhada; hedef ülkede mevcut bütün kötülüklerden yararlanılarak ve bu kötülüklerden hasım ülke yöneticileri, sorumlu tutularak, liderler ve halkın gözünden düşürülecektir. Bu işlem, otoriter rejimlerde, bazı güçlüklerle karşılaşabilirse, liberal toplumlarda kolayca gerçekleştirilebilecektir.

(3) Üçüncü safha ise; kilit grupların, koruyucu kalkanından mahrum edilmiş, devlet otoritesini temsil eden, üst düzey yetkilileri etkisiz hale gelmiş toplumun, amacımızı gerçekleştirirken, müdahale edilemeyecek hale getirilmesidir. Böyle savunmasız duruma düşürülen bir toplum, artık tarafımızdan harekete geçirilmeye hazırdır. Öncelikle elde edeceğimiz, %10’luk aktif kitle ile %90’lık pasif kitle, istediğimiz yöne sevk edilmeye hazırdır ve sevk edilebilir.

3. DİKENLİ TEL METODU:

En kısa tarifi ile, koparılmak istenen şeyin iki ucundan burularak koparılması tekniğidir. Bu teknikte yürütülen kampanyanın belirli bir hedefi açıkça görülmez. Hasım ülkedeki düzen, kah sol, kah sağ vasıtasıyla, ama sistematik şekilde yıkılmaya çalışılır.

ENFLÜANS; görünüşte, düzensiz, bilinçsiz kişilere yönelmiş gibi faaliyet gösterirken, DESİNFORMASYON; bilinçlerinde ve bilhassa hedef halkın bilinç altında, DESİNFORMASYON yapan ülkenin lehine, bazı davranışlar için, kötü görüntüleri yerleştirmeye yönelik, bir program uygular.

DESİNFORMASYON’da; hedef toplum, ENFLÜANS’ta olduğu gibi, suç ortağı olarak tasarlanır. Bir hedef toplumda, DESİNFORMASYON tatbik edebilmek için, çok küçük, fakat uygun bir katalizör (Tek başına bir reaksiyon yaratabilen, kişi ya da grup) yerleştirmek yeterlidir ve esas olan, tepkinin; tamamen doğal görüntüleri ile ortaya çıkmasıdır. Kısaca; hedef toplumda, saniyeli fitili, DESİNFORMASYON veya ENFLÜANS ateşler, hedef toplumdan arzu edilen fikir değişikliği, hedef toplumun kendi tepkileriyle oluşur.

Ancak; bir hedef toplumda, DESİNFORMASYON ve ENFLÜANS uygulaması, üç kısıtlamaya tabidir. Bunlar;

1. Bir hedef toplamda; belirli bir süreyle, İNTOKSİKASYON (zehirli fikirler aşılama) ve ENFLÜANS (Sızma ajanları vasıtasıyla değişik sistemlerle kişi ve kitleleri etkilemek.) uygulandıktan ve hedef kitleden, bu fikirlere karşı bir takım eleştiriler ortaya çıktıktan sonra, DESİNFORMASYON ve ENFLÜANS uygulanabilir.

Bir hedef kitleye; İNTOKSİKASYON veya ENFLÜANS ile ilk zehirli fikirler aşılanmaya başladığında, hedef kitlenin fertleri; iyi niyetle, çeşitli reaksiyonlar ve fikirler ileri sürmeye başlarlar ve iyi niyetle gösterilen bu karşı fikir sahiplerinin sayısı, bir müddet sonra artarak, belli bir zehirli fikre karşı, doğal tepki grubu olarak, DESİNFORMASYON veya ENFLÜANS ile işlenecek, diğer bir zehirli fikre karşı, uygun hale gelirler.

2. Bir hedef kitleyi; kesin inanç sahibi olduğu konularda, DESİNFORMASYON ve ENFLÜANS gayretleri ile tam aksi fikirlere sevk etmek, mümkün değildir.

Örneğin; AMERİKALILARI, bağımsızlıklarından vazgeçerek, İNGİLTERE Kraliçesini, meşru hükümdarları olarak kabul etmeye; Siyah Afrikalıları, sömürgeciliğin en iyi idare şekli olduğuna; MÜSLÜMANLARI, Hıristiyanlığın en iyi din olduğuna, inandıramazsınız.

Gerek, ENFLÜANS ile gerekse, DESİNFORMASYON’la; hedef kitlede var olan gizli uyuşmazlıklar, teşvik edilmek ve bu uyuşmazlık konularından birisi, telkin edilmek suretiyle, belli konularda fikir değişikliği sağlanır.

3. Gerek, DESİNFORMASYON ve gerekse, ENFLÜANS kampanyaları; arzu edilen sonucu sağlayabilmek için, uzun zamana ihtiyaç gösterirler. Çünkü, her ikisi de; hedef kitlede, halkın tamamında, bazı imajların, derece derece yerleştirilmesine çalışmaktadırlar.

Bu konuda eski SSCB; VİETNAM savaşları esnasında, ABD Kamuoyunu, bir suçluluk kompleksi içine sokmaya çalışmıştır. Bu kampanya, kısmen başarılı olmuş, harbin sonuna kadar, ABD halkı; evlatlarının, anavatan dışında ölmelerine ve yaralanmalarına karşı, tepki göstermeye başlamıştır. Ancak; bu kampanyanın, yeterince uzun olmaması nedeniyle, bugün Amerikan halkı, evlatlarının anavatan dışındaki operasyonlarda ölmesi ve yaralanmasına, VİETNAM savaşının son dönemlerindeki kadar, tepki göstermemektedir.

DESİNFORMASYON’un sloganı; “NUTUK ATINIZ, NUTUK ATINIZ, SONUÇTA, KİTLELERİ ELE GEÇİRMEKLE, İŞİNİZİ TAMAMLAYACAKSINIZ”dır.

Bu amaçla kullanılabilecek, DESİNFORMASYON tekniklerinden birisi; LOGOMACHİE tekniğidir. Bu teknik; önemsiz sözcükler üzerinde, boşuna tartışıp durma, boş sözler, yuvarlak laflar kullanılması tekniğidir. Bu teknikte; hedef kitlede, önce, haberleşme personeli (Kilit Haberleşmeci) ayarlanır. Bu kişiler; önemsiz (boş) fakat ilginç sözlerle, kamuoyunun inançlarını, belli konuda sarsarlar. Fertlerde yaratılan karşı görüşler, zaman içerisinde yapılan tekrarlarla eritilerek, hedef kitle, arzu edilen istikamette, harekete geçirilebilir.

Hedef topluma; bir kez, böyle bir KATALİZÖR (DESİNFORMASYON) Ajanı girdimi, bu ajan; kendisine verilen görev gereği, hedef toplumda amaçlanan fikirleri, planlandığı şekilde çevreye yaymaya başlar.

İşte, KATALİZÖR (DESİNFORMASYON) Ajanının; amaçlı görüşlerini, ilişkiye girdiği kişilere açıklaması ve onların fikirlerini değiştirmesi üzerine, bu fikri değiştirilen kişiler, bir nevi YANKI KUTUSU olarak, gidererek artan şiddette, bu çarpıtılmış fikirleri, hedef toplumda yaymaya başlarlar. DESİNFORMASYON; bu safhadan sonra, herhangi bir art niyeti olmayan, YANKI KUTULARI vasıtasıyla, otomatik olarak, hedef toplumda, arzu edilen, davranış ve tutum değişikliğini yaratır.

DESİNFORMASYONDA asıl amaç; kitleleri galeyana getirmek değil, kitleleri, daha önceden lehinde oldukları istikamete yönlendirmek ve düşünülen şekil ve fikirlerin planlı bir şekilde aşılanmasıyla, propagandayı en üst seviyeye çıkarmak, bu suretle; onun, tavır ve davranışlarını, arzu ettiğimiz yönde değiştirmektir.

DESİNFORMASYON uygulamalarında; demokrasi ile idare edilen ülkeler, totaliter rejimle idare edilen ülkelere karşı, daha hassas durumdadırlar. Çünkü; demokrasi ile idare edilen ülkelerde, genellikle, kitle iletişim araçlarındaki kısıtlamalar ve kontroller, asgari düzeydedir ve hasmın, kitle iletişim araçlarını, çeşitli şekillerde ele geçirilebilmesi, kolayca mümkün olabilir.

Ayrıca kalkınmakta olan ülkeler; aydınları ve yöneticilerindeki dağınıklık nedeniyle, kalkınmış ve çoğunlukla, totaliter rejimlere sahip kalkınmamış ülkelere nazaran, DESİNFORMASYON tehdidine, daha da açıktırlar.

SUBVERSİF (YIKICI-BÖLÜCÜ) FAALİYETLER

İkinci Dünya Harbine kadar, klasik harbin bir yardımcısı olarak yararlanılan, SUBVERSİYON (Yıkıcı-Soğuk Harp); günümüzde, önemini arttırarak, devletler arasındaki mücadelede, esas silah durumuna gelmiştir.

Bu yeni savaşta; “Birlikleri; işgal edilmek istenen ülkenin sınırında tutmak yerine, eğitilmiş, yıkıcı ve bölücü ajanları, hedef ülkeye sokarak, hedef ülkede, mevcut düzeni veya iktidarı yıkarak, başa geçmek” bu harbin en önemli özelliğidir. SÜBVERSİYON’un, üç temel amacı vardır. Bunlar;

1. Hedef ülkeyi; manevi bakımdan çökertmek ve onu oluşturan grupları parçalamak,

2. Hakim otorite ile beraber; savunucularını, görevlilerini ve ileri gelen kişilerini küçük düşürmek,

3. Otoritenin (İktidarın); küçük bir azınlık tarafından şiddet kullanmadan ele geçirilmesi için, tespit edilen bir zamanda, kurulu düzen lehine, her türlü doğal müdahaleye mani olmak amacıyla, kitleleri nötralize etmek.

Bu amaçlar; kitle iletişim araçlarından faydalanmak suretiyle gerçekleştirilmiştir. (Basınsız, radyosuz, televizyonsuz, bir SÜBVERSİYON çok güçtür.)

Yukarıda belirtilen temel amaçlardan; “HEDEF ÜLKEYİ MANEVİ BAKIMDAN ÇÖKERTMEK ve ONU MEYDANA GETİREN GRUPLARI BÖLMEK” amacı; hedef toplumda yapılacak, detaylı, sosyal psikolojik incelemelere uygun olarak, “Hedef toplumun; cesaretinin yok edilmesi ve hedef grubun, milli değerlerine bağlılığını sağlayan ve geleceğine güven veren, zihni gücün azaltılması” yönünde gayret gösterilerek sağlanır.

SÜBVERSİYON; iktidarı, kamuoyunun yani, vatandaş kitlelerinin, gözünde küçük düşürerek, devletin manevi otoritesinde, bir küçülmeye yol açarak, amacı gerçekleştirmek ister.

Bu otorite kaybı; sırası geldiğinde, yöneticilerin yetersizliğinin bir delili ve yurttaşların itaatsizliğini, bir teşvik unsuru olarak kullanılacaktır. Bu otorite kaybının yaygınlaşması ile merkezi iktidar ve kamuoyu felç edilir.

SÜBVERSİF; faaliyet amaçlarını, kamuoyunun, % 10’nu teşkil eden, aktif elemanlarla gerçekleştirir. Bu amacı gerçekleştirmede, kamuoyunun, % 90’nı teşkil eden, pasif kitlenin karşı müdahale de bulunmaması, başarının esas anahtarıdır. Bu husus ise; ilk iki amacın sağlanması için yürütülen faaliyetlerde, % 90’lık pasif kitlede, şaşkınlık ve tutukluk etkisi yaratılarak gerçekleştirilir. ”

…durun!

Aman diyeyim: Duvarlara vurduğunuz o kafa lazım bize. Üstelik bu tip bir stratejiye karşı nasıl bağışıklık sağlayabileceğimiz de çözüm önerisi olarak getirilmiş, ben size biz normal insanların yapabileceği kısmı hemen aktarıyorum:

“1. Gerek, kendi şahsımızca ve gerekse, toplumun fertlerini uyarmak suretiyle, alınabilecek tedbirler;

a. Bütün haberlerin yanlış olabileceği, bütün kitle iletişim araçlarında görev alan personeli; bir ENFLÜANS veya DESİNFORMASYON Ajanı olarak kabul ederek, paniğe kapılmamak,

b. Kitle iletişim araçları ile bizlere intikal edecek haberlere karşı, sıkı bir güvensizlik tutumunu benimsemek, doğrulanmadan, haberlere inanmamak,

c. Gazeteleri okurken; onlarla, HEMFİKİR OLMA alışkanlığı edinmeden, okumak,

ç. Bir gazete haberi veya yorumunu; okurken veya değerlendirirken, kendinize devamlı olarak, “KİMİN YARARINA” sorusunu sormak,

d. DESİNFORMASYON metodları hakkında, bilgi sahibi olarak, yazılı basında bulunacak, bazı örneklerden yararlanmak,

e. Kitle iletişim araçları vasıtasıyla, bize intikal edecek çarpıtılmış haber ve bilgiler hakkında, olur olmaz yerlerde, fikir beyan etmekten kaçınmaktır. Unutulmamalıdır ki, ülkemize DESİNFORMASYON uygulayan güçler, bu şekilde konuşan kişilerden, YANKI KUTUSU, şeklinde yararlanmak ve bu suretle, amaçlarına ulaşmak istemektedirler.

2. Kendi toplumumuza yöneltilebilecek DESİNFORMASYON gayretlerini; araştıracak, metodlarını inceleyecek, karşı tedbirleri belirleyecek; Psikolog, Sosyolog, Gazeteciler, Üniversite mensupları ve DESİNFORMASYON uzmanlarından oluşacak bir teşkilatı, teşkil etmek.

3. DESİNFORMASYON ve ENFLÜANS suçunun; yargı organlarınca bilinmesi, bu fiillere karşı, TCK’na müeyyidelerinin konulması. Ancak; bu tedbirin alınması ve ceza yasalarında kesin olarak tanımlanması oldukça güçtür. Çünkü; gerek ENFLÜANS Ajanlarının, gerekse DESİNFORMASYON Ajanlarının, yürüttüğü faaliyetleri açığa çıkarmak ve onları suçlamak; Batılı Hürriyetçi Demokrasilerde, kolay değildir.

Çünkü, bir ENFLÜANS ajanı; gerçek politik düşünceler ile hiçbir ilişkisi olmayan, sıradan konularla meşgul olur.”

….

Şimdiye kadar okuduklarınız…tabi dayanabildiyseniz, aslında çok acı verici değil mi? Günümüzde ne kadar çok kullanılıyor aslında da, milyonlarcamız durumdan haberdar bile değil. Bu yazıyı yazarken aslında her paragrafa ,nasıl silah olduğumuza dair, birer de örnek vereyim diye düşünüyordum; fakat zaten okumadığımız için adam gibi, dedim daha da uzatmayayım.

Çok şükür ki halen kirlenmemiş bazı çalışmalar yapılıyor, her ne kadar başta kendi üniversitem %100 İngilizceye geçip yukarıdaki oyunlara yenik düşerek, uygulayanların ekmeğine yağ sürse de, bu süper güçlerin hiç bir zaman öngöremediği bir mevzu var:

o da aynı geçmişte o zamanlar henüz bizlerle yaşıt genç Mustafa’nın ortaya çıkmış olması gibi, nice Mustafaların ortaya çıkabilecek olmasıdır. Bizler, durumu erkenden görüp beynimizin yıkanmasına ve gerçekleşenlere “dünden razı” bırakılmamıza izin vermez isek…her birimiz yarının Mustafa’ları olmaya adayız. İşte süper güçlerin tahmin etse bile ,nerden çıkacağını bilemediğinden, zaptedemeyeceği yegane unsur budur.

Sizce Atatürk neden bu kadar, birden bire “güçlü” duruma gelmiş ve etrafında, fiziken de bürokratik olarak da Atatürk’ten daha güçlü kimseler olmasına karşın, saygı duyulan ve söz sahibi olan bir kişi olmayı başarabilmiştir?

Büyülü olduğu için mi?
İkna kabiliyeti mi süperdi?
Çok mu yakışıklıydı?

Hayır!
Çünkü herşey o zamanlarda da aynıydı, bugün teknikler daha ilerledi, teknolojinin yardımı artık göz ardı edilemez, ancak temel felsefe hep aynıydı…Atatürk bunu söyleyip durmuştu, gidişattan bahsetmişti, herkesi uyarmıştı…ancak etrafındakiler onun haklılığını yüzbinlerce asker toprağımıza girdiğinde, ülkemiz bölünmeye başlandığında farkettiler…

…o dakikadan sonra da etrafını sürekli uyaran o genç subayın sözleri ispatlandığı için, kimse kendisine karşı gıkını çıkaramamıştı.

Pek tabii ki bunun için çok bedel ödedi, hapis ,sürgün, iftira herşey… ancak çok şükür ki başardı, yanına yüzlercesini alarak bugün elimizde bayraklarla kutladığımız Cumhuriyeti kurdu…

…bize düşen onu yaşatmak güçlendirmektir, işte bu yüzden:

Ne yaparsanız yapın ama “silah” olmayın !

…ve lütfen “sorguluyor gibi gözüken” ‘i de sorgulamayı bilin. Buna dilerseniz ben de dahilim…

Share and Enjoy:
  • Print this article!
  • E-mail this story to a friend!
  • Facebook
  • Google Bookmarks

Leave a Reply

Sponsors

About Me

There is something about me..

Twitter

    Photos

    Activate the Flickrss plugin to see the image thumbnails!